VEFATI ve KABRİ

Somuncu Baba, halveti tarikatına mensub ve melâmî neşvesine sâhib büyük bir veli olduğundan dolayı, hayatı gibi vefatı ve kabri de, mesleğine uygun bir şekilde daima bir sır olarak kalmıştır. Bu yüzden olmalıdır ki, Somuncu Baba ile alakalı tartışmaların en önemli odak noktasını onun vefatı ve kabri ile oğulları ve torunları meselesi teşkil etmiştir. Bizim bu çalışmayı yapmamızın sebebi de, böyle bir velinin hem kabrinin ve  hem de torunlarının  doğru  bir şekilde  ortaya  konulması gayesini gütmektedir.

VEFAT TARİHİ

Somuncu Baba'nın vefat tarihi hakkında, eski kaynaklarda açık bir bilgi mevcut değildir. Meselâ Taşköprü-zâde ve Molla Cami irtihâl tarihini zikretmemektedirler. Yeni ve asrımızdaki kaynaklar arasında ise, nerdeyse ittifak hâsıl olmuş bulunmaktadır ki, bu da 815/1412 yılıdır. Hatta Tâc-ı Ârifîn terkibinin intikâl tarihleri olan 815'e işaret ettiği, kaynaklarda zikredilmektedir1. Bu tarihi, sıhhati hakkında şüpheler bulunan, Aksaray ve Darende'deki kitabeler de desteklemektedir. Ancak, bu tarihi destekleyen eski kaynak bulunmadığı gibi, hiç bir arşiv belgesi de yoktur. O halde, Somuncu Baba'nın bu tarihler civarında vefat ettiği kesindir. Ancak yılı ve ayı hakkında kesin konuşmak, ilmen mümkün değildir. Bu konunun, kabrinin yeri konusuyla da alâkası mevcuttur.

VEFÂT ETTİĞİ YER VE KABRİ HAKKINDAKİ İDDİALAR

Somuncu Baba'nın vefat ettiği yer ve kabrinin bulunduğu belde hakkında araştırmacılar ihtilaf halindedirler.

1) Bir kısım araştırmacılara ve tabakât kitaplarının ekseriyetine göre, Somuncu Baba, Hacı Bayram Veli ile birlikte Aksaray'a gelmiş ve burada vefat etmiştir. Şu anda kabri Aksaray'dadır. Gerçekten tabakât kitaplarının en erken tarihlisi olan kitaplardan Molla Câmi'nin Nefehât2 adlı eseri, Taşköprüzâde'nin   Eş-Şakâık'un-Nu'mâniyye   adlı   eseri3   ve    Mecdî Efendi'nin Tercümesi4; bunlardan iktibasda bulunan Kâtip Çelebi5; son dönem tabakât kitaplarından Sefrne-i Evliya6 ve mu'âsır araştırmacıların bir kısmı7, Somuncu Baba'nın Aksaray'da ömrünün sonuna kadar ikâmet ettiğini ve burada defn olunduğunu iddia etmektedirler. Hatta bir kısım kaynaklar, Aksaray Kasabasında bulunduğu için bu sebeble Aksaray dendiğini ve Aksaray'ın Bağdâd gibi burc-ı evliya olduğunu ifade etmektedirler8. Halbuki, Aksaray isminin Somuncu Baba ile alakası olmadığını tarih kaynakları kaydetmektedirler9. Önemli ifâde edelim ki, bu kaynakların yani tabakât ve tarih kitaplarının bir kısmı susarak bu kanaate katılmamaktadırlar. Meselâ Âlî, "Bu riyaset, bana mekr ü siyâsetdür" deyü terk edüb Kasaba-i Aksaray'a gitti."10 demekle iktifa ederken, büyük muhakkik Bursalı İsmail Hakkı'nın "Ve Şeyh Hâmid ol gece, merkebine suvar olub Aksaray tarafına gitmiş ve orada ihtifâ etmişdir ve Bursa'da kendine muzâf bir mescid-i şerifi vardır’11 diyerek, meseleyi fevkalade bir neticeye bağlamaktadır. Bizim kanatimize göre, İsmail Hakkı, en doğru sonuca gitmiştir ve Somuncu Baba'nın Aksaray'a gittikden sonra gözden kaybolduğunu ve gizlendiğini ifade etmiştir. Doğru olan da budur. Zira gözden kaybolmak için Darende'ye gitmesinin gayet ma'kûl bir izah olacağını, biraz sonra arşiv belgeleri ile daha yakından açıklamaya çalışacağız. Tekrar etmekte yarar görüyoruz ki, Terâcim-i ahvâl ve tarih kitapları, Aksaray'da medfûn olduğunda müttefik değillerdir. Bu tür beyânlar da yüzde yüz doğru değildir12

Burada şunu kaydetmeden geçemiyeceğiz ki, tabakât kitaplarının ekseriyetinin verdiği bu bilgiyi, hiç bir arşiv belgesi doğrulamamaktadır. Biraz sonra ayrıntılı olarak açıklayacağımız üzere, Aksaray'da Şeyh Hâmid-i Veli ve oğlu Baba Yusuf Hakiki'iye ait vakıflar bulunduğunu; buradaki Yusuf Hakiki ve torunlarının şeceresi var olduğunu gösteren arşiv vesikaları elimizde bulunduğu halde, birisi hâriç hiç birinde Somuncu Baba'nın Aksaray'da medfûn olduğuna dair bir kayıt bulunmamaktadır.  Bir kısım araştırmacıların delil olarak verdikleri vakıf ve arşiv kayıtları da, Somuncu Baba'nın oğlu Yusuf Hakiki ve torunlarının Aksaray'da bulunduklarını ve en ince teferruatına kadar şecerelerinin var olduğunu isbât etmekle birlikte, Somuncu Baba'nın kabri hakkında bilgi ihtiva etmemektedir13.

Yani Tabakât Kitaplarının hepsi değil bir kısmının Aksaray'da kabrinin bulnduğuna dair olan görüşlerini te'yîd eden hiç bir arşiv belgesi, elimizde mevcut değildir. Bulunsa dahi ulaşabilmiş değiliz.

2) Bir kısım araştırmacılar ise, yine tabakât kitaplarını zorlayarak ve te'lifi mümkün olmayacak te'vilfere girerek, Somuncu Baba'nın Aksaray'dan Darende'ye geldiğini isbâta kalkışmışlardır. Bu konuda şunu ön bilgi olarak sunmak istiyoruz:

Tabakât ve Tarih kitaplarından hiç birisi, bir tek tarih yani Dârende'li ve Somuncu Baba neslinden geldiği iddia olunan Hanefi Hoca tarafından yazılan Darende Târihi adlı çalışma dışında hiç bir matbu' veya mahtût tabakât yani Terâcim-i Ahvâl kitabı, Somuncu Baba'nın Darende'de medfûn olduğunu yazmamaktadır. Ancak tabakât kitaplarının verdiği bilgilerin ne derece ihtiyatla karşılanması gerektiğini, özellikle Somuncu Baba'nın mürşidi ile alakalı ismilendirmelerde görmüş bulunuyoruz, yani Tabakât Kitaplarından birinin yaptığı hatayı, diğerleri, bazan tahkik etmeden veya edemeden tekrar etmekte sakınca görmemişlerdir.

Tek istisna olan ve Hanefi Hoca denen bir âlim tarafından kaleme alınan Darende Târihi'nin verdiği bilgileri ise, şöylece özetlemek mümükündür: "Somuncu Baba, şöhretden hoşlanmadığı cihetle şâkirdlerinden Akşemseddin, Kara Şemseddin, Ak Bedreddin, Kızılca Bedreddin, Muslıhuddin Karamanî, Hacı Bayram Veli gibi zâtları Bursa'nın Gavvâs Paşa Medresesinden alarak, Aksaray'a gelmiş. Bir müddet orada kaldıkdan sonra büyük oğlu Yusuf Hakiki'yi orada bırakarak küçük oğlu Halil Taybî ile Bedreddin'lerden birini alarak Darende'ye gelmiş; Darende'de ihtifâ eylemiş."14. Bundan başka aynı kaynakta şu bilgileri de okuyoruz: "Bu zat-ı muhterem, Yıldırım Bâyezid asrını müte'âkib Darende'de vefat etmiş. Şeyh Hâmid-i Veli Hazretelerinin Câmi'i nâmıyla anılan Câmi'-i şerif dâhilinde muntazam türbe içerisinde Bedreddin Veli ile medfûndur."15 Bu bilgileri, peşinen red veya kabul etmek ilmî metoda uygun değildir. Ancak bu ihtimâlin varlığını, diğer bazı Tabakât Kitaplarının da kabul ettiğini, biraz önce belirtmiştik. Ayrıca İsmail Hakkı'nın Silsile'de belirttiği "ihtifâ etti." ifadesini, bu tarihdeki bilgilerin açıkladığını söylemek de mümkündür.

Bu şık ile alakalı en önemli husus, bütün arşiv belgelerinin ve Darende'deki torunlarının elinde bulunan vesikaların, istisnasız tamamı, Şeyh Hâmid-i Veli'den ve bununla alakalı meselelerden bahsederken, "Darende'de defîn-i hâk-ı 'ıtırnâk olan..." veya "Darende'de medfûn olan..." tabirini kullanmaktadırlar ki, birinci ifâdenin manası, "Darende'de misk ü anber gibi kokan toprakda defnedilmiş bulunan" manasını ifade etmektedir. Bu ifâdeleri taşıyan belgelerin içinde, Padişah fermanları, Divân-ı Hümâyûn'dan geçen ve bir kurul tarafından hazırlanan hükümler ve mahkeme hüccet ve ilâmları bulunmaktadır. Bu tür belgeler, Hicrî 1170 tarihine kadar gitmektedir. Kanunî ve hatta bir cihette Yavuz ve li.Bâyezid devrine kadar uzanan ve Şer'iye Mahkemelerinde şer'î delil olarak kabul edilen Tapu-Tahrir Defterleri kayıtları ise, açıkça, Şeyh Hâmid'in Halvethane ve Zâviye'sinin Darende'de bulunduğunu göstermektedir.

İlim adamı için, bizatîhî olayları yansıtan arşiv belgelerinin yanında, tabakât kitaplarının ve tarih kitaplarının dâima ikinci planda kalacağını belirtmek istiyoruz

3) Bu arada bir kısım kaynakların ve mahallî şahıslarla şifahî tarihçilerin, Gebze'de de Şeyh Hâmid'e ait bir türbe bulunduğunu kaydetmeleri, bu zata manevî riyasetinden dolayı, Anadolu'nun her bölgesinin sahip çıkma duygusundan kaynaklandığını ifade edelim16.

Burada zikretmemiz gereken bir husus da, Somuncu Baba'nın vefatı üzerine oğlu Baba Yusuf'un bir Mersiyye kaleme almış olması ve Mersiyye'sinde onun gurbette iken vefat ettiğini iş'âr eden ifadeler kullanmışıdır ki, bu da bizim kanaatimizi teyid eden bir delildir. Önemli olan böyle bir insanın neslinden gelmek olduğunu, hem Aksaray ve hem de Darende'deki ailelerin bu zatın soyundan geldikten sonra, kabrinin nerede olduğunun ikinci planda geldiğini ifade ettikden sonra, Baba Yusuf'un Mersiyye'sinden bazı beyitleri buraya almak istiyoruz:

"Mersiyye-i Baba Sultân Hâmid -Aleyhi Rahmetullahi rahmeten  vâsi'aten-2

Yanayım derdünde Hocamyanayım  Âleme doldu bu matem yanayım
Gözleri yaşı yerün oldu revân            Püşt-i eflâki eder ham yanayım
Bu musibet urdı hem âşıklarun         Yüreğine zahm-i muhkem yanayım
 Berk yanar ra'd iniler ağladur            Ebr gaymı kıldı pür gam yanayım
Âlemin gitdi nizâmı gör yere İneli ol rükn-i a'zam yanayım  
hlet-i Sultân gurbet mihneti Alemin oldu fena hem yanayım
Çün dolundı gün gibi Sultân-ı din Dil cihanı kaldı muzlem yanayım
Bir dahi ancıleyin ehl-i kerem Görmedi âlemde âdem yanayım
Dembedem âşıklara işbu firak r'a cür'a içürür sem yanayım
Bâyezîd-i vakt idi asrında ol Şah-ı İbrahim-i Edhem yanayım
Dünya durdukça Hakiki şöyle men Yanayım her lahza her dem yanayım
1 seyin Vassâf, Sefine-i  Evliya, II, sh. 255; Konyalı, Aksaray Tarihi,I, 2411; Cengiz/Adıgüzel/Gülseren, Somuncu Baba, 24
2 mi'î, Nefehât'ül-Üns   Tercümesi, 683;
3 Şakâık, sh. 35
4 Hadâık, I, 74-76
5 Süllem'ül-Vusûl   İlâ   Tabakât'il-Fuhûl,Vrk.  73/a
6 seyin Vazssâf, Sefine-i   Evliya, II, sh. 255
7 Konyalı, Aksaray Tarihi, II, 2408 vd.; Yurd, Ali İhsan, Akşemseddin,sh. 82-84; Müjgan Cumbur, Şeyh Hamîdüddin, Türk Ansiklopedisi ve diğer Türkçe kaynakların bir kısmı
8 seyin Vassâf, Sefine-i  Evliya, II, 255
9 Bkz.Şemseddin Sami, Kamus'ül-A'lâm, Aksaray Maddesi, c. I; İslam Ansiklopedisi,   Aksaray   Maddesi
10 Âli, Künh'ül-Ahbâr, c. I, sh. 112
11  İsmali Hakkı, Silsile-i Tarîk-i Celvetî, Vrk. 56/b; Burada şunu kaydetmeliyiz ki, Cengiz/Adıgüzel/Gülseren üçlüsünün kaleme aldığı Somuncu Baba adlı eser, gerçekten önemli hatalarla doludur. Bundan istifade eden ve bu sefer kendisi de ifrata giden Ali İhsan Yurd Ağabeyimiz, haklı olarak bu üç yazarın Silsile'den yaptıkları iktibası hatalı ve kasıtlı bulmuştur. Zira Silsile'deki bilgiler bizim naklettiğimiz şekildedir ve orada Darende'ye gittiğine dair bir kayıt yoktur. Biraz sonra belirteceğimiz gibi, arşiv belgeleri ile sabit bir hakikati, olmayan kayıtlarla müdâfaa etmeye lüzum yoktur (Bkz. Cengiz/Adıgüzel/Gülseren, Somuncu Baba, 44-45; Yurd, Akşemseddin, 83). Yani her iki taraf da değerlendirmelerinde hatalar yapmışlardır.
12 Krş.Yurd, Akşemseddin, 82 vd.
13 Krş.   Oral,  Zeki,  Aksaray'ın    Tarihî   Önemi   Ve   VakıflarıVakıflar
Dergisi, V, sh. 227-230; Yurd, Ak
şemseddin, 82 vd.
14 Hanefi Hoca,  Darende   Târihi,   Hulusi Ateş  Kütüphanesindeki  Hususi
N
üsha, sh. 5 (Orijinal nüshayı göremedik).
15 Hanefi Hoca,  Darende   Târihi,  Hulusi Ateş Kütüphanesindeki  Hususi
N
üsha, sh. 5
16 seyin Vassâf, Sefine-i  Evliya, II, 255
17 Baba Yusuf, Hakikinâme, Vrk. 257/b-258/b