|
YETİŞTİRDİĞİ
TALEBELERİ
VE HALİFELERİ
Somuncu Baba'nın
yazılı
eserlerinden ziyâde,
geride bıraktığı
canlı eserleri yani her biri birer maneviyât
eri olan talebeleri ve halifeleri, Anadolu'nun her tarafına
damgalarını
vurmuşlardır.
Bu sebepledir ki, Osmanlı
Arşivindeki
Tapu-tahrir defterlerini tedkik eden araştırmacılar
göreceklerdir
ki, Anadolu'nun ve hatta Rumeli'nin muhtelif bölgelerine
ait tahrirlerde, Şeyh
Hâmid'e
ve halifelerine ait vakıflar,
zaviyeler, tekkeler ve
camilerin kayıtları
yer almaktadır.
Bunlardan Aksaray ve Darende'de
olanlarının
bir kısmını
beraber mütala'a
edeceğiz. Şimdi
bu talebe ve müridlerinden
bazılarını
kısaca
ve Somuncu Baba ile olan münâsebetleriyle
birlikte tanıtalım.
HACI
BAYRAM-I VELİ
VE SOMUNCU BABA İLE
OLAN MÜNÂSEBETLERİ
Somuncu Baba'nın
bırakmış
olduğu
canlı
eserlerin başında
Anadolu'nun Ankara, Edirne ve benzeri bir çok
yerinde maneviyât âbideleri
terk etmiş
olan Hacı
Bayram-ı Veli gelmektedir. 753 veya 758/1356 tarihinde Ankara'nın
Solfasıl
(Zül-fadl)
Köyünde
dünyaya
gelen Hacı
Bayram Veli'nin babasının
ismi Koyunluca Ahmed'dir. Bu zatın üç
oğlu dünyaya
gelmiştir;
En büyüğü
Nu'man (Sonradan Hacı
Bayram), ortancası Safiyyüddin
ve en küçüğü
de Abdal Murâd'dır.
Nu'man isimli büyük çocuğu,
ilim tahsilini tamamlayarak, Selçuklu
zamanında
bir dar'ül-fünûn
mahiyetinde bulunan Ankara'daki Kara Medrese'de müderrisliğe
kadar yükselmiştir.
Daha sonra Bursa'daki Çelebi
Sultân
Medresesine müderris olarak tayin edilmiş
ve burada ikâmet
ettikleri oda, günümüze
kadar ziyâretgâh
olarak muhafaza olunmuştur.
Müderris
Nu'man, Hacı
Bayram-ı
Veli haline, Somuncu Baba ile olan
münâsebetlerinden
sonra gelmiştir.
O halde Hacı
Bayram-ı
Veli, Somuncu Baba
manevî
ağacının
bir ehemmiyetli meyvesidir. Acaba bu münâsebet ne zaman başlamıştır?
Bu sorunun cevâbını
netlikle vermek zordur. Bir çok
kaynaklar, Müderris
Nu'man'ın
Bursa'da Somuncu Baba ile münâsebet
kurduğunu kaydederlerse de,
bu münâsebetin
daha eskilere yani Kayseri ve hatta
zikredilmese de
Darende'ye dayandığını
söylemek
de mümkündür.
Ashâb-ı
tarikattan güvenilir şahsiyetlerin
naklettiğine
göre, Şeyh
Hâmid
Hazretleri, Şeyh Şücâ'uddin
Karamanî1'ye şöyle
talimat vermiştir:
"Engüri'de
(Ankara'da) Hacı
Bayram adlu2 bir müderris
vardır.
Onu davet eyle, gelsin." Ankaraya giderek Müderris
Nu'man'ı Şeyh
Hâmid
adına
davet eden Şücâ'uddin,
Müderris
Nu'man davete icabet edince, beraber Kayseri'ye gelirler3. Şeyh Hâmid
ile olan bu ilk görüşmesi
bir bayram gününe
rastladığı
için,
mürşidi
ona "Bayram" diye hitâb
eder ve böylece
Müderris
Nu'man, bütün
Anadolu'yu maneviyâtı
ile ayakta tutan Bayram-ı
Veli'ye inkılâb
eder. Şeyh
Hâmid
ile mülâkî
olduklarında, Şeyh
Hâmid Müderris
Nu'man'a ulemâ-i
zahirin mevtasının
mertebeleri ile ulemâ-i
bâtınını
mevtasının
mertebelerini gösterir.
"Bunlardan hangisinin tercih edersen onu
ihtiyar eyle" der. Sohbetin manevî
tesiriyle Hacı
Bayram-ı
Veli haline gelen Müderris
Nu'man, ulemâ-ı
bâtının
manevî
mertebelerinin
yüksekliğini
manen müşahede
edince, meşâyıh
tarikatını
tercih eder ve müderrislikden
vaz geçer. İşte
Hacı
Bayram-ı
Veli'nin manevî
yolu böyle başlamıştır4.
1 Şeyh Şücâ'uddin
Karamanî,
Somuncu Baba'nın
halifelerindendir. II. Murad
devrine kadar yaşamıştır.
Anlatılan
hadise, tarihen mümükün
görünmektedir.
Bkz.Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 94-95
2
Bu ifâde
sonradan değiştirilmiş
olsa gerektir. Zira Hacı
Bayram adını sonradan almıştır
3 Bu geliş, Şeyh
Hâmid'in
Erdebil'den el alıp
dönüşünden
sonra olsa gerektir
ki, bu durumda, Şeyh
Hâmid'in
Kayseri ve Darende'ye uğradıktan
sonra Bursa'ya
gittiği
kendiliğinden
ortaya çıkar.
4
Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 77; Aynî, Hacı
Bayram-ı Veli,
54-55; İsmali
Hakkı, Silsile-i Tarîk-i
Celvetî, 57/a-b; Hüseyin
Vassâf, Sefine-i Evliya, II, sh. 256; Lâmi'î Çelebi, Nefehât'ül-Üns
Tercümesi,
684;
San Abdullah Efendi, Semerât'ül-Fu'âd,
233-234; Âli, Künh'ül-Ahbâr,
sh.
Hacı
Bayram Veli, tam on yıl Şeyh
Hâmid'in
manevî
sohbetlerinden
istifade eder. Aynî'nin
ifadesiyle, Hacı
Bayram'ın
bu güne
kadar devam eden tarikat-ı
mahsûsası, Şeyh
Hâmid
nezdinde hizmet, sohbet, murâkabe
ve tâ'atle
geçen
on senelik mücâhedesinin
kıymetli
bir neticesidir5.
Bursa'da Somuncu Baba'nın
sırının
fâş
olmasından
sonra, Somuncu Baba, müridlerinden
Hacı
Bayram'ı
ve Ak Bedreddin'i alarak Aksaray'a gelir. Yani Bursa'dan ayrılan
Somuncu Baba'dan bir daha ayrılmaz.
Burada bir müddet
beraber kaldıktan
sonra birlikte evvela Şam'a
ve sonra da Hicaz'a giderler. Hac vazifesini ifa ettikden sonra, tekrar
Anadolu'ya dönerler.
Bir kısım
kaynaklara göre,
vefatına
kadar Aksaray'da beraber "'olurlar. Bir kısım
yeni araştırmalar
ise, burada Hacı
Bayram'a emânet-i kübrâyı
devrettikden sonra, Somuncu Baba'nın
halvetî
ve melâmî neşvesine
münasib
bir hayatı
devam ettirmek üzere
Darende'ye gittiğini
belirtmektedirler.
Zira bu konuda
kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Burada üzerinde
durmamız
gereken husus ise, Somuncu Baba'nın
Hacı
Bayram Veli'ye emânet-i
kübrâyı
teslim hadisesidir..
Emânet-i
kübrâdan
kasıt,
hakikat-ı
Muhammediyye nuru ve sırr-ı velayettir. Hacı
Bayram, uzun seneler ayrıldıkdan
sonra, işte
bu cihân kıymet
olan devlet-i ma'neviyyeye mazhariyeti üzerine
Ankara'ya tekrar avdet eylemiştir.
Bu emânetin
devri, yine manevî
bir tenbîh üzerine
tahakkuk eylemiştir.
Aslında
Somuncu Baba'nın
Baba Yusuf Hakiki adında
bir oğlu
vardı.
Manevî
açıdan
bu emânet-i
kübrâya
lâyık
olacak kadar da
fazıl
idi. Ancak manevi ihtar ile, bu devlet-i maneviyye oğula
değil,
ona kesb-i istihkak eden Hacı
Bayram'a tevcîh
olunduğundan,
oğlu
bu makamdan mahrum kaldı.
6Bir
ara Bursa'ya da dönen
Hacı
Bayram, Yıldırm'ın
damadı
Emir Sultân'dan
büyük
hürmet
görmüş
ve hatta vasiyyeti üzerine
Emir Sultân'ın cesedini yıkamış
ve cenaze namazını
kıldırmıştır.
Somuncu Baba'nın
oğlu Baba Yusuf Hakiki ve Akşemseddin
de dâhil
olmak üzere
bir çok
veliyyullah kendisine intisâb
etmekten kaçınmamışlardır7. Şeyhi
gibi, melâmî
tavırlı,
elinin emeği
ile geçinen
bir zattır.
Bu yüzden çiftçilik
yapar; müritlerini
ya bir san'ata ya da bir ticârete
teşvik
ederdi. Mübarek
aylarda ve Ramazan'da elinde asası
ile halkın
arasına
karışır,
dükkânlara
girer, zekât
tahsil ederek fukaranın
yardımına
koşardı.
Onun bu melâmî
tavrı, bazı
ulemayı
rahatsız
eder ve hatta Fâtih'in
Hocası
Akşemseddin
de bu halden rahatsız
olur; ancak gördüğü
bir rü'ya üzerine
tekrar bu Koca Veli'ye teslim olur. II.Murad'ın
hürmet
ve muhabbetine de mazhar olan Hacı Bayram, kendi namına
nisbetle anılan
tarikatını
vaz' ve neşirle
meşgul
olur. Bayramiyye tarikatı,
Halvetiyye ile Nakşibendiyye
tarikatlarının
mezcinden ve manevî
imtizacından
meydana gelmiştir.
Bu sebeble Somuncu Baba'nın
torunları
da kendilerini Halvetiyye-Nakşibendiyye
olarak takdim ederler. Gerçekten
de öyledir.
Bilindiği
gibi, Halvetiyye Hz.
Ali'ye ve Nakşibendiyye
ise, Hz.Ebûbekr'e
müntehî
olur8.
Hacı
Bayram Veli, tasavvuf âleminde
derin izler bırakan
bir çok
halife yetiştirmiştir.
Bunlar arasında İnce
Bedreddin, Meczûb
Akbıyık,
Kızılca Bedreddin, Baba Nühâs
Ankaravî,
Salâhaddin
Mevlevî,
Muslıhuddin
Halife, Yazıcı-zâde
Mehmed Efendi, Akşemseddin,
Molla Zeyrek, Ramazan Halife, Hızır
Dede, Şeyh
Oğlu
Edhem Baba ve Somuncu
Baba'nın
oğlu
Baba Yusuf Hakiki zikredilmesi gerekenlerdir9. Hacı
Bayram ile devam eden Somuncu Baba'nın
manevî
silsilesi, iki ayrı
koldan Anadolu'nun her tarafına
ve özellikle İstanbul'a
yayılmıştır:
Birinci kol, Akşemseddin
ile devam eden Bayramiyye koludur ki, Şemsiyye,
Melâmiyye
ve Tennûriyye
gibi dallarla Anadolu'nun
semâlarında
yükselmiştir. İkinci
kol ise, Şeyh
Hızır
Dede ile devam edem Celvetiyye dalıdır
ki, Üftâde,
Azîz
Mahmûd
Hüdâyî
ve Bursalı İsmali
Hakkı
bu dalın
meyveleri arasında
yer alırlar.
Hacı
Bayram'dan ilham alan
tasavvuf hareketinin
ortak özelliği,
Somuncu Baba'dan itibaren bütün
mürşidlerinin
devlet ricali ve sultânların
irşâdlarıyla
meşgul
olmaları
ve onlarla iyi bir diyalog kurmalarıdır10.Somuncu Baba'nın
manevî
mirasını
devam ettiren bu zat, kuvvetli bir
ihtimâl
ile 833/1430 tarihinde Ankara'da vefat ederek oraya defnedilmiştir.
Somuncu Baba'nın
Hacı
Bayram-ı
Veli ile olan münâsebetlerini
ve buna taalluk eden bazı
meseleleri, Muhterem Hocamız İsmail
Erünsal'ın
elinde olan kaynak daha da vuzuha kavuşturmaktadır."Miratül
- Işk'daki
Somuncu Baba ve Hacı
Bayram-ı
Veli ile olan münasebetlerine
dair olan bölümden şu
hususları öğrenmekteyiz:
A. Hacı
Bayram-ı
Veli'nin kapıcıbaşlığı:
Bu konudan bahseden ilk
kaynak XVII. Asırda
kaleme alınmış
olan Semeratü'l-Fu'addır.
Her ne kadar bazı
muahhar kaynaklarda Hacı
Bayram-ı
Veli'nin kapıcıbaşlığı ndan
bahsedilmişse
de bu rivayet genellikle araştırmacılar
tarafından
zayıf
görüş olarak kabul
edilmiş
ve üzerinde
durulmamıştır.
Ancak XVI. Asırda
kaleme
alınmış
olan Mir'atü'l-'lşk'da
da bu rivayetin yer alışı,
bu konunun ciddi olarak tartışılmasını
gerektirmektedir.
B.
Timur Bursa'ya geldiğinde Somuncu Baba Bursa'da bulunmamaktadır.
Hacı
Bayram-ı
Veli bu hadiseden sonra Bursa'dan ayrılarak
şeyhini
aramaya koyulmuştur.
Bazı
araştırıcılar
ise Somuncu Baba'nın
Hacı Bayram-ı
Veli ile Bursa'dan ayrıldığını
söylerler.
C.
Somuncu Baba Bursa'dan ayrıldıktan
sonra Adana'daki Ceyhun
suyunun kenarında
bulunan Sis kalesinin dağ
tarafındaki
bir köye
gitmiş
ve Nebi Sufi'nin evinde kalmıştır.
Böyle
bir rivayete ne kaynaklarda ne de
yapılan
araştırmalarda
rastlanılmaktadır.
Bir kısım
araştırıcılar
Somuncu Baba'yı
Bursa'dan Kayseri'ye, bazıları
da Aksaray'a gönderirler.
Bu
tarihlerde Aksaray Timur'un emirleri tarafından
fethedilmiş,
Kayseri ise Karamanlıların
eline geçmiş
bulunmaktaydı.
D.
Hacı Bayram-ı Veli Adana'ya
geldiğinde Somuncu Baba'nın "Neye
geldün. Hal nice oldu"
sorusuna "Yıldırım Han öldü" diye cevap verir. Yıldırım Beyazıd'ın ölüm tarihi
14 Şaban 805/9 Mart 1403 olduğuna göre bu buluşma
bu tarihten sonra ve muhtemelen "hac bayramına iki-üç gün var imiş"denildiğine
göre aynı yılın Zilhiccesinde vukubulmuştur.
E. "Timur Şam'a
geldükte Sultan Şeyh Hamid Kabe'de olurlar imiş. Timur
Şam'da eğlenmeyüp dönüp
gider. Kutb bundadur. Belki Kabededür. Kutb olduğu vilayet alınmaz" şeklindeki
rivayet tarihi gerçeklere uymadığı gibi kronolojik
olarak da mümkün görülmemektedir.
F.
Somuncu Baba Kabe'den dönüşte önce
Sis'e gelerek Nebi Sufi'yi de
yanına
alarak Aksaray'a gitmiştir.
Kaynaklarda ve araştırmalarda
bundan bir bahis bulunmamaktadır.
G.
Kaynaklar ve araştırıcılar
Hacı
Bayram-ı
Veli'nin Somuncu Baba'nın vefatından
sonra Ankara'ya gittiğini
belirtirler. Ancak Mir'atü'l-lşk'da
"Bir
yıldan
sonra Hacı
Bayram Hazretlerine izin verir Engürü'ye
gönderürler" şeklinde
farklı
bir rivayet vardır.
Bu rivayeti dikkate alacak olursak Hacı
Bayram-ı
Veli'nin Ankara'ya dönüşüne
806-807/1403-1405 gibi bir tarih teklif edilebilir.
H. Hacı
Bayram-ı
Veli'nin müderrisliği
dolayısıyle
"Sultan Pir Ali beli
anlarun sözi
dahi gerçekdür.
Işk
medresesinin müderrisidür.
Azizlerimiz bu fakire böyle
takrir itdiler diyü
buyururlardı" şeklindeki
ifade Ala'addin el-Aksarayi'nin, Somuncu
Baba ve Hacı
Bayram-ı
Veli hakkında
Bayrami-melâmîliği
ananesi dairesinde teşekkül
eden rivayetleri aktardığını göstermektedir.
I. Somuncu Baba'nın
intisabı
konusunda kaynaklar ve araştırmalar
Hace Alaaddin-i
Ali, İbrahim-i
Erdebilî
ve Sadreddin-i Erdebilî
gibi muhtelif isimler
zikretmektedirler.
Mir'atü'l-lşk'da
bu konuda "Zahir ilmintekmil içün
diyar-ı
Aceme çıkup
Hace Ali Sultan nazarına
irişüp
me'zun olurlar" denilmektedir.
İ. "Bursa'da Yıldırım
Han ile çok
muamelesi geçmiş.
Sultanü'l-'arifin
ala'tafsil hikayet iderler idi" şeklindeki
ifadeden Bayrami-melami çevrelerinde
bu konuda bazı
rivayetlerin mevcut olduğu
anlaşılmaktadır."11.
MOLLA
ŞEMSEDDİN
FENARİ İLE
OLAN MÜNÂSEBETLERİ
Şemseddin
Muhammed Bin Hamza El-Fenârî,
751/1350 yılında
Bursa'nın
Fener Köyünde
dünyaya
gelmiş
ve yine Bursa'da 834/1430 tarihinde Dar-ı
Bekâ'ya
irtihâl
etmiş
büyük
bir Osmanlı
allâmesidir.
Tahsilini, Mısır'ın
büyük âlimleri
yanında
tamamlamıştır.
Bursa'ya dönüşünde,
hem Manastır
Medresesine müderris
ve hem de Bursa Mahkemesine kâdî
olarak tayin olunmuştur.
Daha sonra II. Murad
hüdâvendigâr
tarafından
Osmanlı
Devleti'nin ilk Şeyhülislâmlığı
makamına getirilmiştir.
Molla Fenari diye meşhur
olan bu âlim,
sadece naklî
ilimlerde zirveye çıkmakla
kalmamış,
bâtıni
ilimlerde de evc-i bâlâya
yükselmiştir.
Somuncu Baba'dan Halvetiyye
tarikatının
halifeliğini
alırken,
Kudüs'den
Bursa'ya gelip yerleşmiş
olan Abdullatif El-Makdisî'den
de Zeyniyye tarikatının âdabını öğrenmiştir.
Ayrıca
Sadreddin Konevî
yoluyla onun halifesi Mevlânâ Ömer'den
de Ekberiyye neşvesine
ulaşmıştır.
Hem maddi ve hem de manevî
ilimlerle mücehhez
olan bu zatın,
başta
mantık
olmak üzere,
yüzden
fazla eseri vardır12.
Molla Fenari'nin Tefsir
ilmine dâir
olan en meşhur
eseri, Tefsîr'ül-Fâtiha
veya 'Ayn'ül-A'yân
adlı
Kitabıdır. Şer'î
ve tasavvuf? ilimlerdeki maharetini sergilediği
bu eserini, daha evvel de bahsettiğimiz
gibi, Somuncu Baba'nın
Ulu Cami'de Fatiha hakkında
verdiği
va'azından
aldığı
ilham ile kaleme aldığı
söylenmektedir13.
Molla Fenari'nin Somuncu Baba ile olan ilk münâsebeti, Şeyh
Hâmid'in
Ulu Cami'deki Fatiha Sûresinin
Tefsirinden sonra başlar.
Namazdan sonra izdiham içinde
evine dönen Şeyh
Hâmid'in
evine, va'zının
te'siri altında
kalan Molla Fenari de gelir. Yanında
medresedeki müderrislik
maaşından
topladığı
5.000 akçeyi
de beraber getirir. "Helâl
malımdır"
diyerek Somuncu Baba'ya takdim etmek ister. Somuncu Baba ise, "Çünkü
helâl
olduğunda şüphemiz
yoktur. İçinden
bir akçe
verin de,merkebimize
taze ot getürsünler."
der. Verilen akçe
ile biraz taze ot satın
alarak merkebin önüne
korlar. Merkeb bir süre
kokladıkdan
sonra otun üzerine
bevl eyler. Bunun
üzerine Somuncu
Baba, "Bu zamana kadar merkebimiz şüpheli
gördüğü
nesneyi yememiştir"
deyince, Molla Fenari,
ona bi'at ederek duasını
alır14.
Molla Fenari'nin mürşidi
artık
Somuncu Baba'dır
ve ondan ma'ârif-i
Rabbâniyyeyi öğrenmiştir15.
DİĞER
TALEBELERİ
Somuncu Baba'nın
daha başka
halifeleri de vardır.
Bunlar arasında Şeyh Şücâ'uddin-i
Karamanî16,
Lârendeli Şeyh
Muzafferüddin,
Akşemseddin,
Karaşemseddin,
Muslihuddin-i Karamani, Ârif-i
Billâh Ömer Dede17
ve Akbedreddin ile oğlu
Baba Yusuf Hakiki'yi sayabiliriz. Bunların
bir kısmı,
sonradan Hacı
Bayram Veli'ye intisâb
etseler de, ilk feyizlerini
Somuncu Baba'dan almışlardır18.
|
113-114 |
|
5 |
Aynî, Hacı
Bayram-ı
Veli, 55 |
|
6 |
Aynî, Hacı
Bayram-ı
Veli, 67; Hüseyin
Vassaf, Sefine-i Evliya, II, |
|
7 |
Kaynakların çoğunluğu,
Baba Yusuf Hakiki'nin sonradan Hacı
Bayram-ı Veli'nin müridi
olduğunun
ve onun yanında
ikmâl-i
tarikat eylediğini
yazmakta iseler
de, Baba Yusuf, bu durumu doğrulayacak
bir ifadeye Hakikinâme'sinde
yer
vermemiştir.
Bilakis hırka
ve tacı
babası Şeyh
Hâmid'din
aldığına
dair açık
ifade
kullandığını
daha evvel belirtmiştik. |
|
8 |
Aynî, Hacı
Bayram-ı
Veli, 67-68 |
|
9 |
Hüseyin
Vassâf, Sefine-i Evliya, II, 262 vd.;Yurd, Ali İhsan, Akşemseddin Ve Menâkıbı,
82 vd. |
|
10 |
Yılmaz, Somuncu Baba, 23-25; Bu altın
silsile hakkında
bkz. Hüseyin
Vassaf, Sefine-i Evliya,
II,
262 vd. |
|
11 |
Erünsal, Somuncu Baba, sh. 303-304 |
|
12 |
Mecdî
Efendi, Hadâık,
I, 47-53; Aynî, Hacı
Bayram-ı
Veli, 51-52;Uzunçarşılı,
ismail Hakkı, İlmiyye
Teşkilâtı, 228 |
|
13 |
Ayn'ül-A'yân, İstanbul
1326/1908; Ayrıntılı
bilgi için
bkz. Aydın,
Hakkı, İslâm
Hukuku Ve Molla Fenarî, İstanbul
1991, sh.68-68 |
|
14 |
Sarı
Abdullah Efendi, Semerât'ül-Fu'âd,
232 |
|
15 |
Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 51
|
|
16 |
Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 94-95 |
|
17 |
Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 96 |
|
18 |
Mecdî
Efendi, Hadâık
(Şakâık
Tercümesi),
I, 95 (Ârif-i
Billâh Şeyh
Muzafferüddin
Lârendî) |
|